Kadın Mutasavvıflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Mutasavvıflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2008 Cuma

Hepsi Farklı Hepsi Değerli

Her biri ayrı değerde, her biri ayrı tat ve her biri fıtratına göre farklı birini doyurup açlığını gideriyor... Her biri bize ayrı bir örnek, layık olabiliriz inşaallah...

HAKİME ED - DIMEŞKİYYE
Şam evliyalarının büyüklerinden, Marifetullah sahibi bir hanımdır1 ve ayrıca Rabia-i Şamiyye’nin hocasıdır.2
Rabia anlatıyor: Bir gün onun yanına girdim Kur’an okuyordu. Bana; “Ey Rabia! Eşinin senin üzerine evlenmek istediği haberi ulaştı.” Doğrumu deyince ben de; evet dedim. Bunun üzerine: akıllı bir kimse nasıl kabul eder ki. Bir akıl ile gönlünü Hüda’dan ayrı iki kadın ile meşgul kılsın! Şu ayet sana ulaşmadı mı? “ Selim bir kalple Allah’a gelenler müstesna...”3 Ben, hayır dedim. Bunun üzerine ayeti tefsire başlayarak, kalbi selimi şöyle açıklamıştır: “ O Allah’tan başkasını kalbine sokmayıp sadece Allah ile birlikte olmak.”4 Ebu Süleyman ed-Darani, Hakime’nin bu sözü hakkında:” Otuz seneden beri bundan daha büyük bir söz duymadım.” demiştir.5 Rabia devamla: “ onun bu sözünü işitince çıkıp eve gittim. Sokakların tenha yerlerinden gidiyor ve erkeklerden haya ediyor, kaçınıyordum. Beni kimse görmedi ve gelip olayı eşime anlatınca eşim: buna şükür etmek gerekir dedi.6
İnsan nasıl olmalıdır sorusuna şöyle cevap vermiştir: Hak ile olmalı, Hak ile söylemeli, Hak ile dinlemelidir.7
Hakime ed-Dımeşkıyye’nin ayeti tefsir edişinden, onun Kur’an’ı onu özümsemiş ve hayatına geçirmiş olduğunu anlıyoruz. Ayrıca ‘kalbi selim’i isteyen birinin ona; kalbinden tüm sevgileri, ilgileri ve meşguliyetleri çıkarmakla ulaşabileceğini belirterek ayete güzel bir yorum getirmiştir.
HABİBE EL –ADEVİYYE
Basra âbidlerinden ve ariflerin büyüklerindendir. Ebu Muhammed el-Mekkî’nin anlattığına göre; Habibe yatsı namazını kıldıktan sonra düz bir yere ulaşıncaya kadar gitti. Örtüsünü sıkıca bağladıktan sonra şöyle dedi: “ İlahi! Yıldızlar çıktı, gözler uyudu, melikler kapılarını kapadılar. Senin kapın ise açık! Her sevgili sevdiği ile baş başa. Ben de senin huzurundayım” seher vakti geldiğinde ise şöyle dua etti: “ Ey Allah’ım! Bu gece geçip gidiyor, bu gündüz ki ağarıyor ne kadar garip! Gecemi kabul ettin mi? Ondan hoşlandın mı? Yoksa onu red mi ettin? Beni izzetinle şereflendirir misin? Şayet beni kapında bırakarak azarlarsan yine de kalbimde senin keremin ve cömertliğinden başka bir şeye yer yok.”8
Ebu Muhammed el-Mekkî, Habibe’nin duasını anlattığına göre onunla muasır olmalı ve onunla sohbet etmiş olmalıdır. Habibe Hatun’nun duasına baktığımızda onun gecelerini niyazla geçirmiş olduğunu ve muhabbet ehli olduğunu söyleyebiliriz. Seher vakti yapmış olduğu duasında ise havf durumu var ki, amellerinin kabul edilip edilmeme korkusu onu çok ciddi bir şekilde endişelendirmektedir. Fakat buna rağmen onda muhabbetin daha fazla olması sebebiyle onun Allah’a her ne şekilde olursa olsun aşkla yöneldiğini görmekteyiz. Dualarında “Kahrın da hoş, lutfûn da hoş” düsturunun ağırlıkta olduğu açıkça görülmektedir.
1 Zihni Efendi, a.g.e., c.I, s.210
2 Sülemi, Zikru’n-Nisveti’l-Müteabbidâti’s-Sûfiyyat, s.53, Emine Cavide Hanım, Menâkıbu Veliyyâti’n-Nisa, Süleymaniye Kütüp. Tahir Ağa Bölümü, 344 no, s.30
3 Kur’an, Şuara, 89
4 Sülemi, a.g.e.,s.53; Molla Cami, a.g.e., s.95; Zihni Efendi, a.g.e., c.I, s.210
5 Sülemi, aynı yer
6 Sülemi, aynı yer
7 Emine Cavide Hanım, aynı yer
8 Sülemi, Zikru’n-Nisveti’l-Müteabbidati’s-Sûfiyyat, s.93, İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.II, s.32; Münavi, el-Kevakibü’d-Düriye, V.72a; Kehhâle, Âlâmu’n-Nisa, c.II, s.223;

14 Mayıs 2008 Çarşamba

SEYYİDE AİŞE ve ÜMMÜ HASAN

SEYYİDE ÂİŞE
Âişe bint. Cafer-i Sadık, Peygamber sülalesinden Cafer-i Sadık’ın kızıdır ve Musa Kazım’ın kız kardeşidir. Dedesi Muhammed Bakır, onun da dedesi Hz. Hüseyin’dir.1 Lakabı Ümmü Ferve’dir.2 Seyyide Âişe edeb ve haya üzere yetişmiştir. Emevi halifelerinden II. Ömer diye meşhur olan Ömer b. Abdülaziz’in eşidir. Çok ibadet ederdi. İbadette nefse zor gelen ve nefsin yapmayı istemediği şeyleri yapardı. Evliya bir hanımdır.3
Seyyide Âişe bir münacatında: “Ya Rabbi! İzzetin ve Celal’in hakkı için eğer beni cehennemine koyacak olursan yine seni tevhid eder, var ve bir bilirim.” dedi.4 Başka bir rivayette ise: “İzzet ve Celaline and olsun ki; eğer beni cehenneme atarsan, tevhid halimi elime alacağım, cehennem ehli arasında dolaşıp şöyle diyeceğim; ben onu tevhid ettim; o bana azap ediyor...”5
H. 145’te Kahire’de vefat etti. Karafe kabristanlığına giderken solda Seyyide Âişe adını taşıyan mescid içinde medfundur.6
Seyyide Âişe çokça ibadet eden salah sahibi bir kişiydi. Sözlerinden onun naz makamında olduğu çıkarılabilir. O bu makama çokça ibadet ederek ulaşmıştır. Ayrıca daha önce bahsettiğimiz gibi tüm mücevheratını Beytü’l mal’e eşinin isteği üzerine vermiş eşinin vefatından sonra tekrar kendisine verilmek istendiğinde karşı çıkmıştır. Bu hareketini onun haram ve helal dairesine ne kadar çok ehemmiyet verdiğinin bir göstergesi olarak kabul edebiliriz.
ÜMMÜ HASAN
Kûfe ehlinden bir zahiddir. Zühd ve salâhı ile tanınmıştır.7Süfyan-ı Sevri ile muasır idi. Süfyan ve Abdullah b. Mübarek onunla sık sık sohbet eder, öğütlerinden feyiz alırlardı.8 Hatta bazıları Süfyan’ın onunla evlenmek istediğini söylemektedir.9
Süfyan Sevri anlatıyor: bir gün evine gittim evinde köhne bir hasırdan başka bir şey göremedim. Ona; amca oğullarına mektup yazsan bu halini düzeltseler olmaz mı? Dediğinde Süfyan’a: “Ey Süfyan! Bundan evvel sen benim gönlümde ve gözümde daha aziz ve muhterem idin. Ben dünyaya malik, kadir ve mutasarrıf olan Rab’dan istemiyorum kaldı ki buna kadir olmayan aciz kişiden nasıl isterim?” sonra sözlerine şöyle devam etti: “ Ey Süfyan! Vallahi ben üzerimden Allah’tan gafil olarak bir anın geçmesini dahi istemem.” Süfyan bu sözler üzerine ağladı.10
Ümmü Hasan’ın bu sözlerinden şu sonucu çıkarabiliriz: O, dünyaya bir yolcu gibi bakmakta ve bu sebeple ondan faydalanmayı düşünmemektedir. Ayrıca rıza makamında olması sebebiyle Allah’tan gelen her şeye razı olmaktadır ve yine bu sebeple her şeyin sahibi ve vermeye kadir olan Allah’tan bile bir şey istememektedir.
1 Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.XII, s.8
2 Evliyalar Ans.,c.II,ss.406-07
3 Zihni Efendi, aynı yer; Evliyalar Ans., s.407
4 Münavi,a.g.e., V.101b; Evliyalar Ans.,s.408,
5 Şarani, Tabakâtü’l-Kübra, c.I-II, s.216 Kehhâle, Âlâmu’n-Nisa, c.III, s.132, Tumi, a.g.e., c.III, s.350 ve c.II, s.142
6 Şarani,aynı yer;; Zihni Efendi, aynı yer; Tumi, a.g.e., c.III, s.182, c.II, s.142; Evliyalar Ans.,s.407
7 İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.III, s.124; Mola cami, Nefehatü’l-Üns, s.695; Zihni Efendi, a.g.e., c.I, s.75; Kısakürek,Veliler Ordusundan, Büyükdoğu Yay., İst.1993, s.495; Derniki, Âbidâtü’z-Zâhidat, s.19 Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.IV, s.454;
8 İbn Cevzi, aynı yer; Molla Cami, aynı yer; Zihni Efendi, aynı yer; Derniki, aynı yer; Sahabeden Günümüze Allah Dostlerı, aynı yer
9 İbn Cevzi, aynı yer; Molla Cami, aynı yer; Derniki, aynı yer; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, aynı yer; Derniki, aynı yer
10İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.III, s.124; Molla Cami, Nefehatü’l-Üns, s.695, Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.I, s.76; Kısakürek, Veliler Ordusundan, s.495; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.IV, s.454 Derniki, Âbidâtü’z-Zâhidat, s.19;Tumi, Tabakâtü’l-Kübra, c.II, s.126

5 Mayıs 2008 Pazartesi

AMİNE ER-REMLİYE

Kadın evliyalardan olup m.8. asrın sonlarında, Kudüs civarında ki Remle şehrinde yaşamıştır. 1 Doğum tarihi bilinmemektedir. Âmine Hatun zamanının büyük âbid ve zâhidlerindendir. Bir çok ünlü zâhid kendisini ziyaret için yanına giderlerdi.2 Keşf sahibi idi. İlmi seviyesinin yüksekliği ile bilinmektedir. Kalbinde dünyanın şan, şöhret ve malına karşı zerre kadar yer vermezdi. Nefsinin zevk ve arzularından uzak durur, sürekli Allah’a ibadetle meşgul olurdu. Haram ve şüphelilerden kaçması ile işini Alah rızası için yapması herkes tarafından biliniyordu. Bu sebeple herkes kendisinden dua isterdi.3
Bir gün bazı âbidler ziyaret için yanına gittiler. Onlara: “işiniz nedir?”diye sordu. Onlar da: “dua istiyoruz “ dediler. Âmine onlara: “eğer vaizler konuşmaya istekli olsalardı, ben susma bakımında en dilsiziniz olurdum. Lakin dua sünnettir!” dedi ve şöyle dua etti: “Allah varacağınız evi cennet yapsın ve ölümü benimle sizin aklınızdan çıkarmasın. İmanımızı muhafaza etsin. O rahmet edenlerin en merhametlisidir.”4görüldüğü gibi Âmine’nin bu sözünden, ölüm korkusunu hiç aklından çıkarmayıp, vaizlerin gerektiği şekilde konuşmadıklarını, onun da susmayı daha çok sevdiğini çıkarabiliriz.
Âmine er-Remliye, hastaları ziyaret ederdi. Nitekim büyük velilerden olan Bişr b. Haris hasta olduğunda onu da ziyarete gitmiştir. Amine içeride iken, İmam Ahmet de, Bişr’in ziyaretine geldi. Âmine’yi görünce Bişr’e kim olduğunu sordu. O da; bu Âmine-i Remliye’dir... hastalığımı duymuş ve Remle’den ziyaretime gelmiş, dedi. Ahmed b. Hanbel onun Amine olduğunu öğrenince Bişr’e: Ona söyle de bizim için dua etsin dedi. Bişr, Âmine’ye: Ahmed b. Hanbel’in isteğini iletince kabul etti ve elini açıp şu duayı yaptı: “Allah’ım Bişr b. Hâris ve Ahmed b. Hanbel cehennemden kurtulmak istiyorlarsa, onları kurtar... Ey merhamet edenlerin en merhametlisi.” Bundan sonrasını Ahmed b. Hanbel anlatıyor: “ o gün akşam olmuştu...uyur uyanık bir haldeydim. Semadan bir kağıt parçası gelip önüme düştü üzerine şu satırlar yazılmıştı: Rahman ve Rahim olan Allah adıyla... biz, o arzu edileni yaptık... katımızda daha üstün şeyler de var...”5
Âmine ilmiyle, zühd ve ibadetiyle tanınmış olduğundan Bişr b. Haris hazretleri gibi zatlar onu ziyaret eder ve onun ilminden, zühdünden yararlanmak isterlerdi.6 M.815’te vefat etmiştir.7 Âmine büyük zatların kendisinden dua istediği ve duası kabul olan bir velidir. Duasında Allah’ın merhametine vurgu yapılmakta ve ayrıca onun bu duasında Allah’ın merhameti ile cehennemden azad edilme unsurları birlikte zikredilmektedir. Birde onun duası korku ile Allah’ın rahmetini birlikte ihtiva etmektedir. Duasının kabulünde, onun bu isteğinin Allah’ın rahmet sıfatı ile (merhametinin geniş olması sebebiyle) birlikte zikredilmesinin ve duasında ihlas ile samimiyetin bulunmasının rolü olduğu düşünülebilir.
1 Kehhâle, Âlamu’n-Nisa, c.I, s.10; Evliyalar Ans., c.III, s.194
2 Kehhâle ,aynı yer; Tumi, Tabakâtü’l-Kübra, c.II, s.126
3 Evliyalar Ans., aynı yer; Tumi, aynı yer
4 Kehhâle, Âlamu’n-Nisa, c.I, s.10
5Münavi, el-Kevakibü’d-Düriye, V.24.a; Nebhani, Camiu Kerameti’l-Evliya, c.I, s.384; Hacı Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.I, s.22; Kehhâle,aynı yer; Şarani, Tabakatül-Kübra, c.I-II, s.220; Tumi, Tabakâtü’l-Kübra, c.III, s.342, c.II, s.126; Menkıbelerle İslam meşhurları Ans., c.I, s.378;
6 Münavi, a.g.e., V.24 a; Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans., aynı yer; Münavi, a.g.e., V.24 a
7 Evliyalar Ans., c.III, s.194

23 Nisan 2008 Çarşamba

Muaze El-Adeviyye

Adı Muaze bint. Abdullah idi. Seleftendir. Künyesi Ümmü Sahba olup Sıla b. Esim’in eşidir.1 O geleceği düşünmezdi. Geçmişi de gözünden silinmiş idi. Sabah olunca bu gün öleceğim diyerek akşama dek uyumaz, akşam olunca da bu gece ölürüm diyerek uyumazdı. Uyku bastırdığında kalkar evde dolaşırdı. Uykuda ölmekten korkardı. Nefsi ağır basıp uyku bastırdığında: “Ey nefsim! Biraz sabırlı ol, yakında uyuyacaksın. Uyku işte şurada önünde, biraz daha sabret!” derdi. Soğuk gecelerde uyumamak için üzerine ince elbiseler giyerek uykusunu bastırmaya çalışırdı.2
Muaze gecelerini namaz kılarak ihya ederdi. Bir günde kıldığı namazlar altı yüz rekatı bulurdu.3 Muazetü’l-Adeviye kırk yıl boyunca hiç gökyüzüne bakmadı, hep yere bakarak yürürdü4. Rivayete göre Muaze’nin mensup olduğu Adiyoğulları o beldenin en çok ibadete düşkün insanları kabul ediliyordu. Muaze’nin eşi Ebu’s-Sahba5 da geceleri uyumayıp ibadet eder, gündüzleri oruç tutardı. Muaze’ye çok fazla ibadet etmesi nedeniyle: bu şekilde kendine zarar veriyorsun dendiğinde: “ Hayır vakitleri değiştirdim. Uykuyu gündüze, yemeği de akşama aldım.”6 diye cevap vermiştir.
Muaze’nin süt kızı kendisine şöyle bir öğüt verdiğini aktarmaktadır: “Ey kızım! Allah ile karşılaşacağın gün için hem umutlu hem de endişeli ol! Zira ben ondan ümidini kesmeyen kulun, kıyamet gününde O’na yakın olacağına inanıyorum. O’ndan korkan ve endişe ile düşünen de; insanların mahşerde toplandığı, âlemlerin Rabb’i olan Allah’ın huzuruna getirildiği o gün muhakkak emeline erişecektir.” Muaze bu sözün ardından ağlamıştır.7
O çoğu kez ilahi tefekküre dalar ve bayılırdı. Kocası vefat ettikten sonra evinde yatak sermez oldu ve ölünceye kadar da yatağa uzanıp yatmadı.8
Eşi ve çocuğu öldükten sonra teselli için gelenlere şu sözleri söylemiştir: “Merhaba! Eğer beni tebrik için geldiyseniz hoş geldiniz, eğer başka bir sebeple geldiyseniz de dönün.”Ardından da şunları eklemiştir: “Ey kızım! Dünyada dünyanın tadına varmak için kalmaya hiç lüzum yok! Ama yapacağım ibadetlerle Allah’a yaklaşabilmek için dünyada kalmak istiyorum. Kim bilir belki Allah eşim ve oğlumla beni cennette buluşturur.”9 Muaze dünyayı ahiretin tarlası olarak görmekte ve mahsül elde etmek için çaba sarfetmekte idi.
Muaze, Hz. Âişe hayatta iken ona yetişmiş ve onunla görüşmüş ve ondan bazı hadisler de rivayet etmiştir Hasan el-Basri, Ebu Kilabe, Yezid er-Rışk da ondan hadis rivayet etmişlerdir. Ayrıca o Üneyse bint. Amr’ın hocası idi ve Ufeyre el-Âbide ile sohbet etmiştir. Rabiatü’l-Adeviye ile hem akran olup hem de ünsiyet kurmuştur.10
Muaze pahalı şeyler giymez ve giyenleri de hoş karşılamazdı. Bir defasında İbn Avn geniş ve başlıklı bir elbise alıp giymiş, Muaze onu yeni elbisesiyle gördüğünde hoş karşılamamıştır.11
Muaze’nin ölüm anı hakkında yine hanım dervişlerden olan Ufeyre şöyle bilgi veriyor: “ Muaze’e ölüm hali geldiğinde önce ağlayıp sonra güldü. Yanındakiler : neden önce ağlayıp sonra güldüğünü sorduklarında ; onlara şu sözleri söylemiştir: “ Oruç, namaz ve zikrullahtan ayrılacağımı düşündüğümden ağladım, üzüldüm. Güldüğümde ise eşimi gördüm. Üzerinde yeşil iki elbise ile evimize gelmiş, yanında da birileri vardı. Şimdiye dek onların benzerini görmemiştim. Kocama tebessüm ettim.” Ardından da şu sözleri ilave etti: “ Bundan sonra farz bir namaza yetişebileceğimi zannetmiyorum. H. 101 yılında vefat etti. 12
Muaze tasavvuf ve hadis alanında temayüz etmiş, İbadete düşkün, Allah’a karşı havf ve reca arasında bulunan zahid ve fakih bir şahsiyet idi.
1İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.V, s.22; Münavi, el-Kevakibü’d-Düriye, V.127b; Rufai, Onların Alemi, s.171, Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans., c.II, s.1346; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.III, ss.439-40; Tumi, Tabakâtü’l-Kübra, c.II, s.151
2 Sülemi, Zikru’n-Nisveti’l-Müteabbidâti’s-Sûfiyyat, s.35; İbn Cevzi, a.g.e., c.V, s.22; Münavi, a.g.e., V.127b; Rufai, a.g.e., s.171; Tumi, a.g.e., c.II, 151, Derniki, Âbidatü’z-Zâhidat, s.123, Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans.,c.II, s.1346; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.III, s.439-40
3 Sülemi, aynı yer; İbn Cevzi, aynı yer; Münavi, aynı yer; Rufai, aynı yer; Tumi, aynı yer; Derniki, aynı yer;Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans., aynı yer; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, aynı yer
4; Sülemi, aynı yer; Münavi, aynı yer; Rufai, aynı yer; Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.II, s.220
5 Eşinin tam adı, Sıla b. Eşim Ebu’s-Sahba el-Adevi’dir.Yezid b. Ziyad’ın ordusunda iken Sicistan bozgununda vefat etmiştir.bkz. Münavi, aynı yer; Zihni Efendi, aynı yer
6 Sülemi, aynı yer; Münavi, aynı yer; Zihni Efendi, aynı yer
7 İbn Cevzi, , Sıfatu’s-Safve c.V, s.22; ayrıca Muaze’nin süt kızı Ümmü Esved bint. Zeyd evliyadandır.bkz. Sülemi, , Zikru’n-Nisveti’l-Müteabbidati’s-Sûfiyyat, ss. 43,75; Münavi, , el-Kevakibü’d-Düriye, V127b
8 Münavi, aynı yer; Rufai, s.171; Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans., c.II, s.1346
9 İbn Cevzi, aynı yer; Zihni Efendi, c.II, s.220
10 İbn Cevzi, a.g.e., c.V, s.22; Menkıbelerle İslam Meşhurları Ans., c.II, s.1346
11 Sülemi, a.g.e., s.35
12 İbn Cevzi, aynı yer; Münavi, a.g.e., V.127b

13 Nisan 2008 Pazar

Cevhere El-Berasiyye

Hîbetullah b. Hasan b. Ali b. Hasan b. Ed-Devamî el-Bağdadî’nin kızıdır. 1 Şeyh Ebu’l-Hasen b. Ed-Devamî’nin de kız kardeşidir. 2 Seyyide Nefise’nin hizmetinde bulunmuş ve3 Bağdat’ta yaşamıştır. Kendisinin azad edilmiş bir cariye olduğu hakkında rivayetler de vardır. 4 Bintü’d-Devamî, künyesi ile meşhur olması ise onun en büyük dedesine izafetledir. 5 Kendisi edep ve ilm sahibi bir hanım idi. Hakim b. Cafer: Cevhere’nin daha önce bir prens cariyesi olduğunu ve azad olduktan sonra dünyaya olan tutkusunun azaldığını kaydetmiştir.6 Hicri 297 de vefat den Cüneyd’in muasırı olan sufi Ebî Cafer el-Gernibi’nin hocası Abdullah el-Berasî onunla evlenmek için ısrar etti ve sonunda onunla evlendi. 7 Berasî’nin onunla evlenmek istemesindeki ısrarı da onun büyüklüğünden kaynaklanıyor olsa gerek!
Şeyh Berasî ile evlendikten sonra Bir rivayete göre Beras kasabasına bir rivayete göre ise Kuh kasabasına yerleştiler 8 ve beraber ibadetle meşgul oldular. Cevhere, salih sadık ve daima ilm ve ibadetle meşgul olan bir hanım idi. Ayrıca kadınlara daima vaaz ve nasihatlerde bulunurdu. 9
Eşi şöyle anlatıyor: Cevhere bir gece rüyasında kurulmuş bir çok güzel çadırlar gördü. Bu çadırların kimler için olduğunu sorduğunda ona: Gece kalkıp kur’an okuyan ve nefsi ile cihad eden sabırlı kullar için olduğu söylendi. Cevhere’nin bu olayı anlattıktan sonra bu rüyanın akabinde geceleri uyumayıp Kur’an okumaya ve gece ibadetine devam etmeye başladığını söylemiştir. Bunun akabinde geceleri de eşini uyandırmaya ve ona: “Kalk kervan gidiyor” diye ikaz etmeye başlamıştır. 10 Cevhere Hatun edebe çok dikkat eder, kıbleye yüzünü dönerek oturur, arkasını asla dönmezdi. 11
Hakim b. Cafer anlatıyor: “ Bir gün Ebu Abdullah’ın evine gittim. Kuru bir yer üzerine oturuyordu. Daha önceleri geldiğimde altında bir minder döşek görürdüm. Lakin bu defa altındaki döşek yoktu. Ona: ‘ Ey Abdullah! Daha önceleri oturduğun minderi ne yaptın. Şimdi kuru bir yer üzerine oturmuşsun?’ dedim. Bunun üzerine O: ‘Dün gece Cevhere Hatun beni uyandırdı ve bana: ‘ Ey efendi! Şu hadisi şerifi duymadın mı? “Yer, Adem oğlu için; Ey insanoğlu benimle aranda sadece bir perde var. Yarın ise benim altımda (içimde) olursun.” “ Ben de evet öyledir” dedim. Bana; “ öyleyse bu yaygıyı kaldır. Artık ona ihtiyacımız yok” dedi. Ben de “o yaygıyı kaldırdım” diye cevap verdi.12Görüldüğü gibi Cevhere duymuş olduğu hadis ve ayetleri hemen hayata geçiren bir kişidir. Bu da onun hadisler ve ayetlerin hayata geçirilmesi hususunda ne kadar hassas ve duyarlı olduğunun bir göstergesidir. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemektedir. Bir rivayete göre H.2. asrın sonlarında yaşamıştır. 13Zihni Efendi ise eserinde; onun Ebu’n-Necîb ve Ebu’l-Vakt hazretleriyle beraber bulunup onlardan hadis dinlediğini, ayrıca Ebu’n-Necîb’in oğlu ile de evlenerek ondan mümtaz bir şahsiyet olan Seyyide bint. Abdurrahim’i doğurduğunu kaydetmiş vefatının da 604 / 1207 tarihinde olduğunu kaydetmektedir. Kendisi abdest alıp yatsı namazını kılarak vefat etmiştir.14 İlim erbabıyla beraber bulunması onun ilim öğrenmeye ve o ilmi hayatını anlamlandırmada kullanmak istemesine delalet etmektedir. Ayrıca onun, ilimlerin hem teorik hemde pratik yönüyle ilgilendiği söylenebilir.
1 Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.I, s.187
2 Zihni Efendi aynı yer
3Derniki, Âbidatü’z-Zâhidat, s.148
4 Kehhâle, a.g.e., aynı yer; Evliyalar Ans., c.IV, s.329
5 Zihni Efendi, a.g.e., c.I, s.182
6 ; İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c. III, ss.521-22; Kehhâle, aynı yer; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.III, s.392
7 Kehhâle, aynı yer
8 İbn Cevzi, aynı yer; Kehhâle, aynı yer; Allah Dostları, aynı yer;
9 Zihni Efendi, Meşhur Kadınlar, c.I, s.182
10 İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.III, ss. 521-22; Evliyalar Ans., c.IV, s.329; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.III, s.392;
11 Evliyalar Ans., aynı yer
12; İbn Cevzi, a.g.e., c.II, s.36; Evliyalar Ans.,aynı yer; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, aynı yer
13 Kehhâle, Âlâmü’n-Nisa, c.I, s.223
14 Zihni Efendi, a.g.e., aynı yer

7 Nisan 2008 Pazartesi

KADIN MUTASAVVIFLAR

Bu bölümde, hicri ilk üç asırda yaşamış olan kadın evliyaların yaşamları; İslamî öğretiye bakışları, hayatlarını nasıl anlamlandırdıkları, Allah ve Peygamber anlayışları, Tasavvufî açılımları, erkek sufilerle olan ilişkileri, ayet ve hadisleri yorumlayış biçimleri ve tasavvuf alanındaki makamları hakkında bilgi verilmeye çalışılacaktır.
Kaynak: İLK DÖNEM TASAVVUF TARİHİNDE KADIN, Sevilay KUL (2003)
Yüksek Lisans Tezi: Ankara Üniversitesi
AMRE HATUN
Habib el-Acemî’nin1 eşidir. Her gecesini ibadetle geçiren âbid ve zâhid bir hanım idi. Kendisi seher vaktine dek ibadet eder sonra kocasının yanına giderek: “ Ey adam kalk artık! Gece bitti, gündüz geldi. Yücelerin yıldızları yer yüzüne düşmeye başladı... İyiler kafilesi, yola revan oluyorlar ... sen hala duruyorsun... Bu halinle onlara kavuşman kabil değil...”2 Başka bir rivayette ise: “ Gece bitti, gün ağaracak. Oysa senin önünde uzun bir yol, bohçanda az bir azığın var! Salihler kervanı geçti, biz geride kaldık.”3 Diyerek onu ikaz ederdi. Onun bu sözlerinden ibadete ne kadar düşkün olduğu ve herkesin de ibadetle meşgul olması için çaba sarfettiği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca o salihlerin çokça amel işleyerek ahiret için hazırlık yaptığını, fakat kendilerinin amelinin onlara göre çok az olduğunu düşünmektedir.
Bir gün gözlerinden rahatsızlandı. Ona: “Çok mu ağrıyor? Niçin bu kadar ağrır ki?” diye sordular. O, şöyle cevap verdi: “ Bu ne ki? Bir kalbimin ağrısını bilseniz.. O gözlerimden daha çok hasta...” Başka bir rivayette ise Neden tedavi ettirmediğini sorduklarında onlara; Kalbim beni onunla ilgilenmekten alıkoydu diyerek cevap vermiştir. 4 Bir defasında da şöyle dedi: “Kul Allah’tan gayrısıyla meşgul olmadan sadece Allah’la birlikte olarak amel işlediğinde Cebbar, ona amelinin mislini verir.”5 Onun bu ifadesinden, amelin ancak Allah hatırdan çıkarılmayarak ve onun rızasını gözeterek yapılırsa bir değerinin olabileceğini ve Allah’ın ancak bu şekilde yapılan ibadetlerin karşılığını vereceği çıkarılabilir.
Amre bir bakıma Allah’la onun birlikteliği için yapılan amellerin mükafatının daha çok olduğunu söylemektedir. Ayrıca onun, hayatını anlamlandırmada Allah’la birlikteliği merkeze koymuş olduğunu görmekteyiz.
1 Habib el-Acemî h.130’da yaşamıştır.Attar, Tezkiretü’l-Evliya, s.97
2 Şarani, Tabakâtü’l-Kübra, c.I-II, s.219
3 İbn Cevzi, Sıfatu’s-Safve, c.VI, s.35; Kehhâle, a.g.e., c.III, s.348, Tumi, Tabakâtü’l-Kübra, s.143; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.V, s.462,
4 İbn Cevzi, aynı yer; Şarani, a.g.e., c.I-II, s.219; Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c.V, s.462
5 Kehhâle, a.g.e., c.III, s.348-49; Tumi, a.g.e., s.143